Neden yalnızız?


Romantik bir ilişki için, karşı tarafta hangi özelliklerin olmasını istiyorsanız bir kâğıt kalem alıp yazmaya başlayın ve en ince ayrıntısına kadar detaylandırın. Peki bu detaylandırdıklarınızın kaç tanesini siz taşıyorsunuz? Kendi Kendiniz gibi biriyle siz birlikte olur muydunuz? Bu soruyu kendimize sorabiliyor muyuz? Eğer sorabiliyorsak kendimize dürüstçe cevap verebiliyor muyuz? Yoksa soruyu sorduktan sonra kendimizle ilgili, yüzleşmek istemediğimiz kısmını kendi kafamızda muallakta, bir sis perdesinin gerisinde mi bırakıyoruz?

“Ben kendimle barışık bir insanım” cümlesi çoğumuzun diline pelesenk olmuştur. En küçük bir eleştiride ise dağılmaktan beter oluruz, karalar bağlarız ve çok üzülürüz. Günlerce neden eleştirildiğimizi düşünürüz. Sevilmediğimize, yeterince değer görmediğimize karar veririz. Hatta kafamızda kurduğumuz bu negatif senaryoya daha acı verici detaylar dahi ekleyebiliriz. Çocukluğumuza döneriz, orda yaşadığımız travmaları tekrar tekrar hatırlayıp enerjimizi iyice aşağıya çekeriz. Diğer bir deyişle enerjimizi iyice negatif bir hale getiririz. Bu enerjiyle, yolunda giden işlerimiz de sekteye uğramaya başlar. “Her şey beni bulur”, “ben çok şansızım”, “zaten ben her zaman şansızdım” gibi olumsuz enerji taşıyan cümleler kafamızda dönmeye başlar. Böyle bir ruh durumunda iken sabah uyandığımız zaman şükretmek yerine ilk iş kafamızda ‘olumsuz’ düşünceler yaratmak olur. Bu şekilde beynimizi yormaya o kadar çok alışırız ki, sorunumuz olmadığı zamanlarda bile olumsuz bir düşünce bulmaya çalışıp, kendimizi “güvende” hissettiğimiz bu negatif ruh halinde kalmaya çabalarız. Beyin artık bu nöron yolunda sinyal göndermeye çok alışmıştır. Yeni ve olumlu bir bakış açısı geliştirmek çok daha fazla emek ve çaba gerektireceği için her şeyi olumsuz görmek, herkeste ve her şeyde bir kusur aramak çok daha fazla kolay gelmektedir.  

Kendi mutsuzluğumuzla yüzleşmek ve kabul etmek yerine, çoğu zaman mutsuzluğumuzu etrafımıza bulaştırmaya, etrafımızı da huzursuz etmeye çalışırız. Her şeyi bilirmiş gibi davranmak, sürekli akıl vermek, en küçük bir detayı bulup eleştirmek, kendi içinde hissettiği değersizlik duygularını maskelemek adına, aslında var olmayan bir özgüven sergilemek, sürekli kendi kendini övmek veya çok işi varmış gibi davranmak bunlardan bir kaçıdır mesela. Etraftaki herkes bizimle birlikte mutsuz olmalıdır, arada yanlışlıkla mutlu olan çıkarsa kendimizle yüzleşmek gerekebileceği için bu bize yine acı verecektir. Bu yüzden mutlaka herkes acı çekmelidir.

Normal zamanda kendi içinde dengede ve mutlu insanlar olarak böyle negatif enerji taşıyan bir insana maruz kaldığımız zaman, kendi saf duygu ve düşüncelerimizle kendimizi eleştirmeye, nerde hata yaptığımızı bulmaya çabalarız. Halbuki aslında sadece karşı tarafın negatif davranışları yansımaktadır. Eğer kendimizi böyle bir insandan uzaklaştırmazsak ayni negatif duygu ve düşüncelere kapılmamız an meselesidir. Eğer uzaklaşamıyorsak karşı tarafın davranışlarını kişisel almamayı deneyebiliriz. Davranışları salt şahsımızla ilgili bile olsa negatif kısımlarının kendi mutsuzluğunu yansıttığını bilmemiz tek başına tüm sorunları ortadan kaldıracaktır.

Tekrar “neden yalnızız?” sorusuna geri dönecek olursak, negatif ve düşük enerjiler maalesef sürdürülebilir değildir. Bir süre sonra bedenimizde hastalıklara, enerji düşüklüğüne ve depresyona sebebiyet verme riski taşımaktadırlar. Hal böyle iken, dış dünyaya karşı öfke, intikam, haddini bildirme, sürekli olarak kendini savunma enerjileriyle yani aslında fizyolojik olarak sürekli olarak merkezi sinir sisteminin devrede ve alarmda olduğu bir enerjide kalmak size olumlu şekilde yansımayacaktır. Hayatınıza çekmeye çalıştığınız ve özelliklerini detaylı bir şekilde kaleme aldığınız insanın öfke dolu, intikam peşinde, lafına laf arşınına bez duygusunda olmasını ister miydiniz? Bu tarz düşük enerjili davranış biçimleri ilginizi çeker miydi? Eğer bizler düşük enerjilerden çıkmazsak ne kilo verebiliriz ne spor yapmaya enerjimiz kalır ne de icra ettiğimiz işin bereketi. Para siz fark etmeden gelir ve gider ve siz yine mali sıkıntı çekersiniz, sebebini dahi anlamadan.  

Hal böyle iken bırakın kendinize uygun bir partneri hayatınıza çekmeyi, sağlığınızı, bereketinizi ve düzeninizi de bozmaya başlarsınız.

“Buraya kadar her şeyi anladık, peki ne yapmamız lazım?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Öncelikle, hızlıca bu düşük ve negatif enerji seviyesinden çıkmamız gerekmektedir. Mevcut sorun ne olursa olsun anda kalmayı denemek, anda kalırken de enerjimizi yüksek tutmaya çalışmak çok önemlidir mesela. Anda kalabilmek için sürekli olarak pratik yapmak gerekir. Anda kaldığımız zaman aslında şimdi ve burada herhangi bir sorunun olmadığını, ne yaşandıysa geçmişte kaldığını, şu anda ise bizim sadece yansımaları hissettiğimizi fark ederiz. Yani aslında hissedilen korku, öfke, intikam, sevgisizlik bir illüzyondur. Buraya saplanıp kalırsak düşük enerjili her şeyi kendimize doğru çekeriz. Enerjimizi yükseltmeyi başarabilirsek daha olumlu konular gelip bizi mutlaka bulacaktır. Dünyada herkes için bereket vardır. Bizim bunun ne kadarını hak ettiğimizi düşünmemize bağlıdır aslında. Şükretmek titreşimi ve enerjisi çok yüksek bir davranıştır. Allaha, Evrene veya neye inanırsanız ona teşekkür etmektir. Sahip olduklarınızı fark edip onurlandırmaktır. Bu da size kendinizi değerli ve bütün bir parçası olarak hissettirecektir. Şükretmeyle işe başlayabiliriz mesela. Sağlıklı olduğumuz için, bir evimiz olduğu, içecek suyumuzun yiyecek yemeğinizin, hatta aldığımız kilolarımızı vermemiz gerektiği için bile. Çünkü bu bize sağlıklı ve maddi açıdan birçok insandan daha şanslı olduğumuzu hatırlatır. Meditasyon yapmak, doğada sessiz bir şekilde vakit geçirmek, doğal hayatın kendi içinde ne kadar da mükemmel olduğunu fark etmek enerjinizi yükseltecektir. Veya inançları olan bir insansanız inançlarınız doğrultusunda ibadet etmek yine enerjinizi yükseltecektir.  

Bu bakış açısıyla sorunlarınıza tekrar bakmanızı tavsiye ederim. Herhangi bir konuda soru sormak isterseniz bana mesaj yoluyla rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Her şeyin en iyisini hak ettiğinizi kalbinizde hissederek Sevgiyle kalın.   Not: Bu yazı Dr Joe Dispenza’nın videolarından esinlenmiştir.